• BIST: 72.445 %1,19
  • Dolar: 3,0572 %-0,38
  • Euro: 3,3723 %-0,42
  • Altın: 130,32 %-0,77
16-01-2015
AYSEL OTURAK

AYSEL OTURAK

NEREYE GİDİYORUZ / HAYATI ZEHİR ETMEK
ayseloturak@gmail.com

HAYATI ZEHİR ETMEK

 

Yüce, ALLAH biz en değer verdiği kullarına, yaşamamız için o kadar güzel bir hayat ve cevre vermiş ki ama biz kıymetini bilmiyoruz. Giderken götürebileceğimiz sadece beyaz bir örtüden ibaret olduğunu anlamıyoruz. 


Her zaman mutlu olamadığımız gibi ağlayamayız da. 

Zamanı gelince, gülmekte ağlamakta bize bahşedilmiş bir lütuftur.

 

 Geçmiş de peygamberlerden biri zamanında ortaya çıkan şiddetli bir kıtlık, insanları kasıp kavuruyordu. O kadar ki, bir lokma ekmek bulmak, bir kese altın bulmaktan daha sevindirici oluyormuş.

    İnsanların çektiği açlık merhamet sahibi kimselerin yüreklerini paralıyormuş… Böyle bir ortamda yoksul bir derviş çölde yaptığı bir yolculuk sırasında dağ gibi bir kum yığınına rastlar.  Kum yığınının önünde durup içinden “Ey Rabbim, ne olurdu şu yığın, kumdan oluşacağına, undan oluşsaydı da ben onu büyük bir zevk ve cömertlikle aç insanlara dağıtsaydım”.                                              

Diye iç geçirmiş!

Bunu o kadar samimi olarak düşünmüş ki, zamanın peygamberine Allah Teâlâ şöyle vahdetmiş: “Falan dervişe haber ver ki’ onun halisane niyeti, gördüğü kum yığını ona ait bir un yığını imiş de, onu benim rızam için açlara dağıtmış gibi kendisine sevap yazmama vesile olmuştur”.  
“bunu neden yazdım aklıma geldi eklemek istedim.”


Farklılıklarla birliktelikler, yakınlaşmalar ya da benzeşme gibi anlayışlar gerek bazen insanlar arası yakınlaşmayı ve ulusal gerekse de uluslar arası kültürü zenginleştirir.


 Örneğin; bir insanın gerek ana dilini konuşması gerekse de bir başka dili öğrenmesi kültürel yakınlaşmayı ve zenginliği gösterdiği gibi.

Şimdi, insanlar neden kendi hayatlarımızı ve başka canları katlediyoruz! 

Neden hep en iyinin peşinde koşuştururken çıkmazlara giderek daha da batıyoruz, ne oluyor bizim o insancıl duygularımıza, sevgiyle çarpan, çarpması gereken kalplerimize.

 

Neden herkesi kendimize benzetme derdine düşeriz ki?

 

Neden; giderek mutlusuzlaşan, yalnızlaşan bir toplum oluyoruz?  Sessizliğe gömülerek.  
 

Oturup kendi, kendimize hiç düşünmeye bile zaman ayıramadığımız o kadar çok konu var ki, bizlerin zamanı kısıtlı buna bile zaman bulamıyoruz öyle yoğunuz işimiz öyle başımızdan aşkın ki, çevremize bile bakamıyor, göremiyoruz. Kiminin eksiği var neden neyi yapıyor, ne istiyor vs. gibi.

Birbirimize daha samimi yaklaşamıyoruz, hep bir endişe, korku içindeyiz!    

 

Neden bu kadar zalimleştik, ne zaman biz bu kadar vurdumduymazlığa soyunduk.   Hayatı bize zindan eden kim? kendimiz değil miyiz?

En son ne zaman karşımızda kini anlamaya da çalıştık samimiyetle?

 İçten olan samimi duygularımızın karşılığını alacağımızı neden düşünemiyoruz. 

Kendimizi kandırıp duruyoruz. Hep ben diyerek…

 Ölümlü olduğumuzu unutmaya çalışıyor.

Ölümü hatırlamıyoruz!

Haksızlık, riya, sahtekârlık, bencillik ederek, kimseyi dinlemeden hakkında hüküm ve karar veriyoruz...

Düşünebilmeyi erdem saymıyoruz. Hatamız, yanlışımız, kusurumuz, eksiğimiz neyse ortaya çıkarmıyor. Böylece kinden, kibirden, kirden, yalandan arınmış olup, pirüpak olamıyoruz.       

       Hani, nerede kalıyor bizim ecdadımızın insanlık mirası, Türk geleneklerinin dünya ya örnek etkisi?

Çocuk yaşlarımı hatırlıyorum da, oturduğumuz sokaktaki evlerin kapıları gündüzleri hep çıktı şimdi ise evimize giren hırsız bile ev sahibinden daha çok korunup kollanır bir hal aldı (şimdi çelik kapı bile kar etmiyor) artık.
 Biz bu kadar kendini bilmez bir millet miydik?

Çocuklarımızı bir parka, sokağa ve okula bile gönderemeyecek bir hal aldık.
Evde de bırakamaz olduk korkar olduk kendimizden bile! 

Kültürümüzü örf ve adetlerimiz unutturulmaya, unutmaya başladık. Bizi biz yapan değerlerden kopuyoruz, giderek. Birde bunu normalleştirdik.


  Evimizden çıkarken dönüş umudu olmadan çıkar olduk…


Çünkü her geçen gün toplum birbirimizden daha çekinir olduk.

 

Toplumsal değerlerimiz biraz daha yok olup gidiyor. Suçlular ön kapılardan alınırken, arka kapılardan tekrar o suçu işlemesi için toplumun içine karıştırılıyor…           

      Çünkü caydırıcı olamıyoruz, olunmasına izinde vermiyoruz! Aramızda dolaşan katilleri, insan görünümüne bürünen canavarları koruyoruz. Nereye gidiyoruz biz böyle, hayat şartları geçim derdi insanlarda ahlak, duygu ve vicdan bırakmadı.

Cezalar caydırıcı olma şartlarını yitirdikçe, suçlular hoş görüldükçe çok kanı bozuklar görürüz daha çok...


Nereye ulaşmanın çabasında olduğumuzu bilmemek, şimdiki ve gelecek nesiller için ürkütücü sonuçları göstermeye başladı!


Görmek için sadece bakmak yeterli, yeter ki gerçekten görmek isteyelim. Şimdi merak ediyoruz nereye gidiyoruz?

 

 

Hak ve Adaletli kocaman yüreklere, sonsuz sevgilerle.

 

Bu makale 8247 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


Son Baskı gazetemiz

gazete manşetleri
ANKETİMİZE KATILIN

E-BÜLTEN ABONELİĞİ